MANYAK ANNE – BEN DEĞİL, HORMONLARIM YAPTI

Kaç gündür nasıl ruhsuzum, nasıl keyifsiz. Karşıma biri çıkmasın. Kalp kırıyorum. Birçok şey istediğim gibi gitmiyor. Bana sorarsanız hayatımın en zor dönemi… Kapatıyorum kendimi bir odaya. Sabahtan akşama kadar uyuyorum. Yemek yemiyorum, kitap okumuyorum, film izlemiyorum. Sadece tuvalet için odadan ayrılıyorum. Sonra yine odaya dönüyorum. Kimseyle tek kelime konuşmuyorum. Çok ağır bir depresyon geçiriyorum sanırım. Babalar.net”i de ihmal ettim kaç zamandır. Bir sürü yazım birikti yazılacak. Ama isteğim yok. 

 

Cuma Akşamı kızımı aldığım gibi D&R Nautilüs’e gittim. Zaten muhtelif kitapçılarda hafta boyunca Sevgili Şebnem Seçkiner nam-ı diğer Manyak Anne’nin kitabı çıktı mı diye takip etmiştim. Kitabın basıldığını ancak 1 gün öncesindeki Perşembe Günü’ne kadar henüz dağıtıma verilmediğini biliyordum. Ama yine de bir umut, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek için soruyordum. En sonunda tatlı kızıma sevdiği 2 adet Disney Filmi’ni alırken, ben de kitabıma kavuştum. Ben öyle acayip kitap okuyan biri değilimdir. Hayatım boyunca topu topu 20, belki 30, hadi bilemediniz 40 kitap okumuşumdur. Aslında şimdi düşününce daha fazla tabii ki ama öyle diyelim. O kitapların hiçbirini de ister 50 sayfa olsun, ister 550 sayfa; 1 günde bitirememişimdir. Bunun sebebi de hiç teşhis konmamış olan ancak tahminimce dikkat eksikliği ve/veya Disleksi Rahatsızlığı’dır diye düşünüyorum. Bu sebeplerden ötürü edebiyatla ilgili ahkam kesebilecek de son kişiyimdir. Bu konuda eksik kalmış, bundan hayatı boyunca utanmış biri olarak söylüyorum. Evrensel olarak ve herkes için çok etkileyici olan bir kitabı okumaktan keyif aldığımı ve beğendiğimi ben de söyleyebilirim. Ama hepsi bu.

 

İşte 08.11.2017 Çarşamba Günü yani dün yine odaya kapatmışım kendimi. Ama korkunç acıktım. Dışarı çıkıp, birşeyler yemek istiyorum. Kaç gündür, aldığımdan beri ilkokul arkadaşım Şebnem’in kitabına da elimi süremedim. Belki kahvaltı yaparken biraz bakarım diye yanıma aldım. Filmci’ye uğradım. 4 tane farklı türlerde filmlerimi de aldım. Saat 14.00’teki kahvaltımla başladım Manyak Anne’yi okumaya. Niyetim en fazla 10-15 sayfa. Sonra hemen eve gidip, filmlerimi izleyeceğim. Hımm. Kitap fena değil. Kalemi çok kuvvetlidir zaten, bilirim ama benim yeni aldığım filmlerim var. Kitabı başka zamana bitireceğim çaresiz. Kahvaltıdan sonra eve dönerken, kitabın okuduğum kısımları, kalan kısımları bitirmem için beni dürtüyor sanki. Eve varamadan bir kafede soluklanıp, devam edeceğim galiba okumaya. Halbuki evim 300 mt. Hayatımda ilk kez bu satırları sıcağı sıcağına yazabilmek için bir kitabı 1 günde bitirdim. Hiç uykusuz, sabah saat 06.13’e kadar okuyarak. Yorulduğum yerlerde mola vere vere, yavaş yavaş ve her kelimesini içime sindirerek. Kitabı okurken kafede oturanlara aldırmadan kendi kendime gülüyorum. Müthiş keyifli. Bu kadar sıcak, bu kadar sürükleyici, bu kadar gerçek, bu kadar samimi, bu kadar kendi hayatının içinde hissettiren bir kitap hiç ama hiç okumamıştım. Zülfü Livaneli’ler falan yani okuduğum kitap portföyüm. Boş değil kıyas değerlerim. Daha önce de belirttim. Edebiyat eleştirmeni gibi ahkam kesemem ama bana hissettirdiği tam olarak bu kitabın. Şebnem benim ilkokul arkadaşım. Benim daha blog falan hiç aklımda yokken, o muhtemelen 7-8 senedir yazıyordu ve kendi bloğunu yönetiyordu. Kendi adıma burada sizlerle buluşmaya karar verdiğimde ve bana çok sevdiğim DeryaBaba’dan “Babalar.net”in kurucularından biri olmam için teklif geldiğinde, ManyakAnne’yi aramış ve kendisinden müsaade istemiştim bir nevi. Yaptığım onun başardıklarını görüp, onun nezdinde onu taklit etmek gibi algılanmasın diye. O kadar öncü benim için. Zaten bu kitaptan çok önce kendisini ispat etmiş, başarılı birisi. Kendisinin benim yapacağım reklama da ihtiyacı yok. Kitap zaten çok satanlar listesinde. Ben her ay –özel durumumdan dolayı kendimi, kızımı, kim olduğumuzu uzun bir süre daha gizlemem gerektiği için– 2 veya 3 takipçi kazanabiliyorken, kendisi dakikada bu kadar sayıyı kazandığı için… Benim 160 takipçime karşılık, onun sadece İnstagram’da benim bildiğim 60.000’in üzerinde, Facebook’ta tahmin ediyorum 150.000’e yakın takipçisi olduğu için…

 

Ben kitabı okurken toplamda 1 yanlış kelime diziliminden dolayı anlatım bozukluğu, 3 tane de yazım hatası buldum. Onlar da tartışılır. Tüm kitapta!!! İddia ediyorum… Kitabın düzenleme ve düzeltmelerinin çoğunu da Şebnem bizzat kendisi yapmıştır. O kadar kıskandım ki, bu kitabının nazarı olsun diye bu hatalarını da burada yazıyorum delirsin diye. Şaka bir yana. Tanıyorsam kendisini, sorar bana neresinde ne buldum diye.

 

Bu kitap… Bu kitap o kadar keyifli keyifli beni sürükledi dedim ya peşinden… Annesine taptım, Arkın’a kahroldum, başka birilerine ayıp ettiğini düşündüm. Bazı yerlerine geldim. Böyle sanırsınız bir boks maçındayım. Karşımda kim olduğunu bilmiyorum ama sağlı, sollu yumruklar yiyorum. Dağıldım. Perişan oldum. Gözlerim aktı akacak. Daha önceden sıraya koyduğum ve yazmayı planladığım bütün yazıları geri plana attım. Önce bunu yazacağım dedim. Kafedekiler farketmesin diye güneş gözlüğümü yukarı kaldırıp, burnumu falan sıvazlıyorum sağa sola doğru. Burnumu çekiyorum falan. Kızıyorum Şebnem’e! Niye ya? Niye??? Böyle bir aşk hikayesini, bu denli vurucu anlatmaya, açık etmeye ne gerek var. Ben hayatımda bir kitapla, bir filmle böyle sürüklenmedim… Ters, düz olmadım. Önce kahvaltı yaptığım büfede, sonra eve giderken yol üstündeki başka bir kafede, yeğenimin okuduğu okulun bahçesinde gelmesini beklerken, Üsküdar Sahili’nde bir sokak lambasının altında, en son evde sabaha kadar okuyarak sonunu zor getirdim. Sadece yorgunluktan yoksa anlatım falan süper… Çeyrek asırlık arkadaşımı, bana göre son 3-4 yıllık dostumu yeniden tanıyarak… Bazı hikayeler dışarıdan okuyana eminim çok komiktir. Ama ben de Kaygılı Baba’yım. Babbayım yaa… Baba… Onun o durumları gözümün önüne geldiğinde sonradan güldüğü o hikayelerini aslında yaşadığı anlarda ne kadar kaygılandığını ve ne kadar zorlandığını içimde hissediyorum ve o an için zorluk yaşadığı tüm durumlar benim için komik olmaktan çıkıyor. Bu kitabın bir başka özelliği de, birkaç tanınmış blog yazarının kitabıyla aynı anda çıkmış olması. Yani ciddi bir rekabetle yüzleşmesine karşı, eminim Sevgili Şebnem’in Manyak Anne Kitabı yukarıda saydığım birçok özelliği ile diğerlerinin arasından sıyrılacak ve en tepede kendine bir yer bulacak.

 

Birgün onun başarısını yakalayabilir ve kendi kitabımın basılmasını sağlayabilirsem her hikayesini belirterek görüşlerimi aktaracağım. Zaten o zamana kadar kitap satılacağı kadar satılmış olur. İpucu vermemiş oluruz. Hep beğenilerimizi sunduk ama genel olarak eleştirisel son bir görüşümü de belirtmem gerekirse; mühendis veya mühendis olmayan diye ayırmadan babaların artık çok fazla konuda bilgi sahibi olduğunu, eşlerine çoğu konuda destek olduğunu, aktif rol aldıklarını düşünüyorum. Hatta bütün kitap boyunca Arkın’ın şaşkınlıkları bir yana; gizli kahramanlıklarını okudum diyebilirim. Babalığın da öğrenilen bir şey olmadığını düşünüyorum. Bu şekilde ifade edilince; mesela bana, kendimi sadece “DAMIZLIK ÖKÜZ” gibi hissetiriyor. Haksız mıyım ama? Neyse bunların hepsi boş. Müthiş… Müthiş… Müthiş bir çalışma olmuş. Şebnem’in ve emeği geçen herkesin ellerine sağlık. En ince ayrıntısına kadar… Kapağından, kurgulamaya. Akışından, anlatımına kadar… Ben, dostumla böyle bir eser yarattığı ve Irmak’a böyle kalıcı bir miras bırakacağı için gurur duyuyorum. Hadi hiç geciktirmeyin. Henüz almadıysanız, hemen alın bu kitabı. Şimdiden iyi okumalar.

 

 

Sevgiyle Kalın ve Hep Gülümseyin…   

Published in Doğum
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

İletişim Formu

Aşağıdaki form alanına adınızı, email adresinizi ve mesajınızı yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Gönderiliyor

©2018 Babalar.net

veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account