No.309

No:309

NO.309 diye bir dizi. Ben dizi izlemem aslında ama Nurşim Demir, Sumru Yavrucuk, rahmetli Altan Erbulak’ın kızı Sevinç Erbulak (Soyadı Erbulak olunca yapılan işi öyle kolay geçemiyorsun!), Cihan Ercan gibi gerçekten kaliteli oyuncular olunca ara sıra yakaladıkça izliyorum.

Böyle her zamanki gibi yine kaygılı bir haldeyim ama televizyonda bu diziye denk geldim. Kendi kendime “Ohhh!!! Biraz güleceğim.” diye keyifleniyorum. İzlemeye başladıktan sonra ise fikrim tamamen değişti, maalesef o keyfim de kaçtı. Kaç zamandır yazacağım. Sıcaklar engel oldu. Saatler engel oldu. Belki bu yazacağımın üzerine bir bölüm daha döndü. Ama kararlıyım, aklımdakini yazacağım.

Süreklilik arzeden ve her hafta yayınlanan diziler söz konusu olduğunda, konu bulmakta zorlanan senaristler; insanları gülümsetmek için olmayacak durumlar sunuyorlar izleyicilere. Bunlardan biri de, işte bu dizide oldu. Holding imza yetkilisi olan genç patronun, eşiyle aralarında girdiği ve kendi bebeğine 1 gün, hiçbir kadından yardım almadan bakıp, bakamayacağı ile ilgili iddia. Bu duruma genç patronun seyyar köfte tezgahı işleten bacanağı ve baldızı da kendi aralarında tutuştukları başka bir iddiayla katılıyor. Yaşça daha büyük olan kendi kızlarının bakımını 1 gün için baba üstlenebilir mi  diye aralarında restleşip, 2. bir iddia ortaya koyuyorlar. Her 2 iddia için de aynı şartlar geçerli ve bunu aynı anda yapacaklar. Hiçbir kadını bu bakıma dahil etmeyecekler ancak diledikleri kadar erkekten yardım alabilecekler.

Kendi kendime diyorum ki müthiş bir şey akıl etmiş senarist/senaristler.

Burnu havada olan ve son yıllarda çocuk bakımında babaların tartışılmaz faydalarını yok sayan tüm kadınlara ders gibi bir bölüm izleyeceğiz. Belki de alışık olmadığımız bir erkek dayanışması falan. Ve dikkat edin. Biri koca bir holdingin bütün önemli evraklarına, sözleşmelerine ve talimatlarına imza atabilen; sorumluluk alan ve her konuda tam yetkili olan genç sahibi ve yöneticisi. Diğeri ise ailesinin geçimini seyyar bir köfte tezgahından sağlamaya çalışan bir  baba. İkinci babanın seyyar köfteci olması sandığınız gibi onu bu iddiada dezavantajlı değil, aksine çok kuvvetli konuma getiriyor. O yüzden sürekli tekrar etmem, anlaşılamayan bir yer kalmasın diye.

Seyyar Köfte tezgahınız ile evinizi geçindiriyor ve çocuklarınıza bakıyorsanız; kesinlikle sahip olduklarınız sizin için çok kıymetlidir.

Bunları size kaybettirecek ve riske edecek hiçbir şeye imza atmazsınız. Diğer babaya gelince koskoca holdinge yön verecek karar ve sözleşmeleri imzalayacak kadar sorumluluğun ve iş bilgin varsa; 1 gün için annesi olmadan bebeğine bakmak, hiç bir işini aksatmayacağı gibi bir de üzerine yaptığın ekstra tatil gibi olur. Azami bir zaman ayırabileceğini varsaysak bile; o yaştaki bebeğin 3 ana ihtiyacını karşılaman gerekecektir. Altını temizlemek, yemek yedirmek ve uyutmak.

Bu babalar çok iddialı bir şekilde bu işe soyunup, sonradan herşeyleri yüzlerine, gözlerine bulaştırıyorlar. Bir de üstüne üstlük, çocukları kaybediyorlar ki, kaybetme şekilleri akıllara ziyan. 2 baba, 1 çocuk ve 1 bebek olarak gittikleri parktan, içinde bebek olmayan boş bebek arabasıyla eve dönüyorlar. Ve bunu eve gelince bile farketmiyorlar. Ne zaman yaşça büyük olan kız çocuğu, bebeğin arabasında olmadığını anlıyor, seslenerek SESİNİ BABASINA DUYURAMIYOR ve kendi başına bebeği aramaya gidiyor… İşte o zaman seslendikleri ve etrafta bakındıkları çocuğun orada olmadığını anlayınca; bebeğin de kayıp olduğunun farkına varıyorlar. 6 yaşlarında kız çocuğu… O an annesi yok… Bütün sorumluluk babada… Sesleniyor babasına ama baba salondan kendisine seslenen kızını ya duymuyor, ya da cevap verme gereği duymuyor. Böyle bir sorumluluk yüklenmişseniz, hiçbir şart altında çocuğunuzu duyamayacağınız, göremeyeceğiniz bir mesafede olmazsınız. Ya da onun, size seslendiğini duyup; cevap vermemezlik yapmazsınız. Onun seslenmesini, ciddiye almamazlık da!!! Bunu o çocuğun öz babası olmayan hatta baba olmayan veya bu konularda tecrübesi olmayan bir erkek bile yapmaz.

Bu akıl tutulması senaryolar, repliklerle biz erkekleri ve babaları bunca aşağılama isteği neden?

Hulusi Kentmen, Barış Manço ve Meral Zeren’in beraber rol aldıkları eski bir film vardı. “Baba Bizi Eversene.” Yapım yılı 1975. Kadının tekinin daha önceden ilişki yaşadığı Barış Manço’nun kucağına ondan olduğunu söylediği bir bebek bırakıp, gitmesini; bu arada patronun kızıyla nişanlı olan Barış Manço’nun durumu patronuna çaktırmadan bebeğe bakma çabalarını konu eden film. Bu sahneler o zamanlarda fazlasıyla normal ve çok komikti. Çünkü erkekler çocuk bakımı hakkında çok yetersizdi. Bugün için o sahnelerin yeni versiyonlarını izleyiciye sunduğunuzda ise sadece “klişe” oluyor. Çünkü bugün babalar çevrelerindeki kadınlara tecrübelerini aktaracak kadar bilgi sahibi. Araştırmayı, gözlemlemeyi ve eğitilmeyi seviyorlar. Çocuk bakımıyla ilgili belli bir konuda, sınırlı bir bilgide veya tamamen bilgisiz kalmayı reddediyorlar ve bu konu her ne ise kendilerini geliştiriyorlar. Dizidekinin tam zıt karakterlerde bugünkü babalar. Ortada kayıp 2 çocuk var ama söz konusu çocukların babaları durumu telafi edecekleri düşüncesiyle aynı mahallede olan eşlerine haber vermiyorlar. Maalesef kayıp olan çocuklarını arama tavırlarına da bakınca, sanki çocuklarının kaybolmuş oyuncağını arayan bir edayla hareket ettiklerini farkediyorsunuz. Terleme yok, ağlama yok, isyan yok, endişe yok, oyunculuk adına hiçbir şey yok.

Olan tek şey; erkeklerin sorumluluk duygusu dahil birçok özelliğini ve babalık olgusunu yerin dibine sokmak. Muhtemelen her 2 baba rölündeki oyuncu gerçek hayatta baba değil.

Bu önemli bir detay değil aslında. Babayı oynamak için illa gerçek hayatta baba olmana gerek yok. Ama o hissiyatı karşındakinde yaratman; zaten seni dışarıdaki ajanslara kayıtlı binlerce oyuncudan farklı yapan şey değil mi?

Cem Yılmaz’ın esprilerine konu olmuştur. Eleştirilen meslek grubu dernekleri / esnaf odaları, yayınlanan görsel ve / veya filmden hemen sonra  birleşerek ortak bir bildiri yayınlarlar ve ilgili eleştiriyi reddettiklerini beyan ederler. Bu da, ona benzedi biliyorum. Hayatı da bu kadar ciddiye almak istemiyorum ve bu sadece altı üstü bir yaz dizisi ama gerçekten babalık farklı birşey ve bundan daha fazlası. Kızımı iki haftada bir, mahkeme kararıyla sadece hafta sonları görebiliyorum. Ve bu, baba olan bana gerçekten çok ciddi bir sorumluluk yüklüyor. Çünkü eski eşim o anlarda yanımda değil, olabilecek birşeyleri kendisine ifade etmek çok zor ve kızımın tüm sorumluluğu, başına gelebilecek en küçük şeyden en büyüğüne kadar herşey yalnız olduğumuz o anlarda bana ait. Ve o anlar… O anlar öyle efor ister ki; bebeğinizin ve / veya çocuğunuzun bakımı ile ilgili herşeyi harika yapmaya çalışırsınız. Öyle ki; sorumluluğunuzu devrettiğiniz anlarda yüzünüzde yorgunluğunuzu belli eden ama tatlı bir gülümsemeyle, elinizde olmadan sürekli ne yaşadığınızı ve çocuğunuza ne yaşattığınızı düşünür durursunuz.

Sevgiyle Kalın ve Hep Gülümseyin…

Published in Genel
1 Yorum
  1. DeryaBaba 1 sene önce

    Bahsettiğin dizinin o bölümüne, anneannemi ziyaret ettiğimde tesadüfen rastgeldim ve izledim. Hatta dizinin adını da senin bu yazın sayesinde öğrenmiş oldum 🙂 Böyle birşey olamaz gerçekten. Amacım diziyi eleştirmek değil ama, babaya atfedilen imaja gerçekten çok sinirlendim. Komik desem değil, her şey bir yana o kadar gerçek dışı ki… Drama biraz gerçek olur ki izleyici içselleştirsin. Bir babanın çocuğu kaybolacak, amerikan filmlerindeki gibi oturup fidye telefonu bekleyecek… Son derece rahatsız oldum izlerken ve sana katılmamak elde değil. Yıl 2017 ve bu ülkede babaya atfedilen imaj çocuğuna 1 gün bile bakamayacak derecede şapşal bir karakter. O ruhsuz tepkiler, bitse de setten ayrılsak tadındaki roller. Bu diziyi gerçekten izleyen ve eğlenen var mı? gülen var mı merak ediyorum…

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

İletişim Formu

Aşağıdaki form alanına adınızı, email adresinizi ve mesajınızı yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Gönderiliyor

©2018 Babalar.net

veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account