“SORUNLU ÇOCUK YOKTUR. SORUNU ÇÖZEMEYEN / YARATAN EBEVEYN VARDIR!!!”

Yazıya başlamadan önce ebeveyn olan kişilere şunu sormak istiyorum. Çocuğunuzu izlerken veya onu gözlemlerken; hiç oturup ona sahip olduğunuz için ne kadar şanslı olduğunuzu, onun varlığının size sunulmuş bir lütuf olduğunu düşünüyor musunuz? İlla biyolojik olması şart değil, evlat edindiğiniz, bakımını üstlendiğiniz ve bakımına yardımcı olduğunuz çocuklarınız için de bu soru geçerli. Açıkçası ben düşünüyorum ve tanrıma hergün bunun için şükrediyorum.

Herşeyden önce onlar, o kadar saf ve masumlar ki; kötülüğü ve bu dünyada kötülükle bağlantılı hiçbirşeyi bilmiyorlar. Oysa bizler, ebeveyn olmanın dışında hayatta yüzleşmek zorunda kaldığımız stres ve sıkıntılar sebebiyle zaten yorgun ve yıpranmış vaziyetteyiz. Dışarıdaki her türlü tehdide karşı sürekli diken üstünde ve her an tedbirli olmak zorunda gibi yaşıyoruz hayatı. İş hayatının zorlukları, geçim sıkıntısı, aile büyükleri ve akrabaların sağlık sorunları, belki bizi yıkan vefatları, çevremizdeki insanların bizi yoran, üzen tavırları, trafik, vs. onlarca sebep var bizi olgunlaştıran daha doğrusu keskinleştiren.

İşte tam da bu noktada @uckizcocukbuyutenbaba’nin yukarıda resimde gördüğünüz şekliyle dikkatimi çektiği ve beni geçmişte evladıma karşı yaptığım hatalarımı sorgulamama sebep olan uyarısı bu yazının temelini oluşturdu. Ebeveynlik zor iş. Bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmek, onun fiziki –ki buna en önemli şey olan sağlıklı büyümeleri de dahil-, eğitimsel, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak, sürekli bir ilgiyi göstermek ve her türlü gelişimleri ile ilgili çaba sarfetmek; bir de üzerine günlük hayatın zorlukları eklendiğinde daha da zorlaşıyor. Ancak burada şunu bilmeliyiz. Onlar; hayatı, bizim yaşadığımız gibi algılamıyorlar. Bizim yüzleştiklerimizle, yüzleşmiyorlar. Burada ortalama bir aile için gerçekleşeni yazmaya çalışıyorum. Yani çocuklarının gelişimlerini önemseyen, onlara belli imkanları sunmak için ellerinden geleni yapmaya çalışan orta sınıf bir ailenin yaşadıklarını. Yoksa istisnai örneklerin sayısı da yadsınamayacak kadar fazla maalesef bizim ülkemizde.

Bazen çocuklarımızın tavırları karşısında sabrımızın tükendiği ve onlara, talepleri ve/veya tavırlarına karşılık kızdığımız, sesimizin yükseldiği olumsuz tepkiler gösterdiğimiz, onlarla inatlaştığımız durumlar söz konusu olabiliyor. Her ne kadar evladımıza karşı sergilediğimiz olumsuz tavırdan dolayı sonradan içimiz ezilse ve durumu düzeltme çabasına girsek de, maalesef bu durum onlarda ileride ortaya çıkabilecek, karakter gelişimlerini olumsuz etkileyebilecek travmalara sebep olabilir. Bakın çok önemlidir. Çocuğunuza o an için yaptıramadığınız şeyleri; onlara bağırarak, onları rencide ederek veya cezalandırarak yaptıramazsınız. Daha doğrusu çocuğunuz henüz küçükken bu tavırlarınıza istinaden onu dize getirdiğinizi ve ona istediklerinizi yaptırabildiğinizi düşünüyorsanız bile bu sadece günü kurtarmak adına olacaktır. Çocuğunuza uygulayacağınız psikolojik veya fiziksel şiddetin muhtemel sonuçları / yansımaları, çocuklarınız ve belki de aile bütünlüğünüz açısından çok ağır olur. Bugün olmuyorsa, sonra olur. Ama mutlaka olur. Onlara kıymet veriyor ve yaptığınızı sonradan telafi etme çabasına girdiğiniz durumlar yaşıyorsanız, evladınızı kaybetmemek adına bu şekilde bir yanlışa hiçbir zaman düşmeyin. Destek alın, çevrenizdeki diğer yaklaşımları gözlemleyin, empati yapın, kendinizi eğitin ve davranışlarınızı düzeltin. Çocuk; ondan beklediğinizin dışında bir davranış sergiliyorsa, yemeğini yemek konusunda sizinle inatlaşıyorsa, sabredebileceğinizden fazla yaramazlık yapıyorsa bile kendi isteklerinizi ve kurallarınızı; sizleri karşı karşıya getiren olaylara karşı tavırlarınızda ve bakış açınızda yapacağınız çok küçük değişikliklerle onlara adapte edebilmek mümkündür. Bu noktada da yazının başlığı devreye giriyor. SORUNLU ÇOCUK YOKTUR. SORUNU ÇÖZEMEYEN / YARATAN EBEVEYN VARDIR!!!

Peki ben bu hata yapma hakkımı ne kadar kullandım? Kendi adıma bu bilince ulaşmam ne kadar sürdü? Hangi durumlarda pişmanlık duydum ve sonradan çok üzüldüm? Bu bir- iki sefer farklı örneklerde başıma geldi. İlki eşimle yeni ayrıldığımız dönem. Çok gergin yaşıyorum hayatı. Psikolojim bir türlü düzelmiyor. Bir anda üzerine titrediğim kızımı, evliliğimi, bütün düzenimi kaybetmek yıkmış beni. Kızımla zaten az görüşüyoruz ama bir yandan da sağlıklı beslenmesi daha önce hep beraber olduğumuz zamanki gibi benim için çok önemli. Ancak kızım yemek konusunda benimle inatlaşıyor ve ben çok üzülüyorum. Yemek yedirene kadar kan ter içinde kalıyorum. Kızıyorum ona. Sesim yükseliyor. Sebze yemeği yenecek ve bunu yaparken video açarak onu; bilinci kapalı, sanki narkozun etkisi altında uyuyormuşcasına yedirmeyeceğim. Ağlıyor bir yandan ama yediriyorum da. Arada benim annem, babam beni uyarmak ve başka yemek seçenekleri sunmam konusunda devreye girecek oluyorlar. Bıçak gibi kesiyorum konuyu. 

– Karışmayın! Bunu yemesi lazım. 

diyorum. Belki 2 saat sonrasında o yemek bitiyor ama yemeği yedirdiğim için bu mücadelenin galibi olarak kendimi kesinlikle göremiyorum. Mutlu değilim sonuçtan. Daha doğrusu istediğim ve onun için sağlıklı olan yemeği yemiş olmasına sevinemiyorum. Çünkü fiziksel olarak onun iyiliği ve sağlığı için çok önemli bir iş yaptığımı düşünürken; bu esnada bana direnmek adına kendini paralamasının ve belki de psikolojik bir travma yaşamasının beni mutlu eden bir tarafı nasıl olabilir. Hemen sonrasında zaten Tükenmişlik Sendromu ile karşı karşıya kalıyorum. Kendimin ne kadar yetersiz olduğunu düşünüyorum. Sonra biraz kendimi toparladığımda yemesi için ısrar ettiğimden dolayı özür diliyorum. Kabul ediyor. Sanki hiç o olayları yaşamamışız gibi davranıyor ama ben rahat değilim bir kere. Bir sonraki gün Annesine teslim ettikten sonra kendimle kalmam. Onu zaten tarif bile edemem. Geceyi uykusuz geçirdiğim zamanlar oldu. Sonra düşündüm. Bunun başka bir yolu olmalı. O yemeği yemek istememesi onun karakteri olduğunun göstergesi. Dolayısıyla onun bir birey olduğunu ve bunun benim için önemli olduğunu ona hissettirmeliyim. Daha ilk biraraya geldiğimiz yemekte bana:

– Baba yemek istemiyorum.

dedi. Normalde olsa, tartışma ve inatlaşma daha o anda başlardı.

– Tabii ki kızım. Yemek zorunda değilsin.

dedim. Bir an durdu. Şaşırdı. Hazır çünkü benimle inatlaşmaya. Ağzındakini çıkarmaya. Ama bu sefer onu teyit ediyorum. Dikkat kesildi söylediklerime.

– Sen artık büyüdün.

Hoooppp bir kaşık.

– Bir birey oldun.

Hoooppp ikinci kaşık.

– Kendi kararlarını verebilirsin.

Hoooppp üçüncü kaşık.

– Ancak bir yandan da daha da gelişmek zorundasın ve bu yemeğin sana çok büyük faydası var.

Hoooppp dördüncü kaşık derken derken

– O yüzden çok az yedireceğim… Sakın merak etme…

Beşinci, altıncı kaşık. En nihayetinde de:

– Aaa bak ne kadar az kaldı… E zaten bitmek üzere… Hadi bunu da al bitirelim… Bu son…

falan derken yemek bittiiii… Ben kan ter içinde kalmadım. Kızımın canını sıkmadım, onu istemediği birşeyi yapamaya zorlamadım, ona yemeğini yemediği ve bana zorluk çıkardığı için kızmadım. Nasıl mutlu ve gururluyum o an. Annem diyor ki:

– Baban müthiş bir babadır ama ben, senin gibi bir baba görmedim.

Mutluluktan gözlerim doldu. Galip geldim. Çocuk bakan herkes bilir bu kadar hile kabuldür bu alemde. Bir başka seferde de aklıma başka bir method geldi. Küçükken ona aslan gibi kükrerdim. O da koşa koşa en yakınındaki kişiye sığınırdı. Bunu hatırladım. Dedim ki bu aslan, benim kızımın olsa. Kızım ondan korkmak yerine; onu sahiplense. Aynı benim ona yapmaya çalıştığım gibi o da aslanın bakımından, gelişiminden sorumlu olsa. Onun ricalarını kıramasa. “Küçük Aslanın Hatırı” olsa. Onu falan devreye soksak. İnanır mısınız? Hiç video olmadan, yemek seçmeden böyle olumlu sonuç alabileceğimi ben hayal bile edemezdim. Bana çocukluğumda hiçbir konu için hiçbir zaman bağırmamış anne ve babamın takdirlerini aldığımda da harika çözümler bulduğumu ve doğru yolda olduğumu anladım. Sonra zamanla alternatif başka çözümler de ürettim. Bu ve benzeri bütün konularda yaratıcılığınızı kullanın. Onlar herhangi bir şey için üzülmeyecek kadar kıymetli.

Samimiyetle söylüyorum bugün geldiğimiz noktada asla ve asla kızıma herhangi bir konuda bağırmıyorum, eleştirmiyorum, kıyaslamıyorum. İnanın bu okuduğunuzda hiçbir abartı yok. Aynen yazdığım gibi yaşıyoruz şu an birlikte olduğumuz zamanları. Yönlendirmelerimi ve beklentilerimi doğru şekilde ortaya koyduğumda; ondan herşeyi isteyebileceğimi ve ona herşeyi yaptırabileceğimi biliyorum. Kızım işine gelmediği zaman beni duymamazlığa veriyor, onu da biliyorum. Bu zamanlarda bile tek yaptığım; bağırmadan, kızmadan sadece ses tonumu vurgulu ve ondan talep ettiğimi daha keskin ifade ederek dikkatini çekmek oluyor. Sonrasında da hemen keyifli bir şeyden bahsediyoruz. Mesela kendimin taklidini yapıyorum. Çok gülüyor. Aslan gibi kükrüyorum. Karnımı kaşımaya başlıyor. İkimiz de çok mutlu yaşıyoruz beraber geçirdiğimiz kısıtlı süreyi. İkimiz de huzurluyuz. İkimizin de beklentileri karşılanıyor bir şekilde. Onu teslim aldığım birgün arabaya biner binmez, kemerini bağlarken bana dönüp:

– KEYİFLİ ZAMANLARIMIZ BAŞLASIN BABACIĞIM.

dedi. İnanır mısınız biran ne olduğumu şaşırdım. Yüreğim çıktı yerinden sanki. Yıldırım çarpmışa döndüm. Hayatı, evlatlarınızdan hep böyle keyifli cümleler duyacağınız şekilde, keyifle yaşamanız dileklerimle…

Çok önemli bir teşekkür… Bu satırları yazmama vesile olan sevgili @uckizcocukbuyutenbabayı; bu yazıya başladığımda www.babalar.net’in bir parçası olmaya davet etmiştim. Sağolsun beni kırmadı ve sitemize üye oldu. Onun yazacağı yazılarda, paylaşacağı tecrübeleri ile çok kişinin yüreğine dokunacağımıza ve yolumuzda çok daha güçlü ilerleyebileceğimize inanıyorum. Nezdinizde kendisine tekrar teşekkür ediyorum.

Sevgiyle Kalın ve Hep Gülümseyin…

Kaygılı Baba

Published in Genel
3 Yorum
  1. Öncelikle ben de davetin ve övgü dolu güzel sözlerin için teşekkür ederim. Bir sözümün etki yaratması ve bir yazıya dönüşmesi de güzel ama en güzeli senin yazın. Gerçekten! Çok içten, samimi ve temiz bir yazı çıkmış ortaya. Herkesin bir şey öğrenmemesi imkansız gibi. Beslenme konusu benim en büyük yaram. Yıllarca devam etti. Neyse ki birkaç ay önce çözüldü. Anlattığın sahne bizim evde defalarca yaşandı. Bazen kızdım, bazen yaratıcılıkta arşa yükseldim ama en sonunda sorunu çözdüm. Bizimkinin bu kadar uzun sürmesinde fizyolojik kökenli olması vardı. Ama yazıdaki diyalog her anlamda güzel ve öğretici. Tebrik ediyorum. Hem sorunu bu şekilde çözmeyi başardığın için hem de bu güzel yazı için…👏👏👏

  2. Yazar
    KaygılıBaba 7 ay önce

    Sana bu daveti daha önce de yapabilirdim. Hatta belki yapmalıydım da… Ama şu an bana o kadar doğru bir zaman gibi geliyor ki… Sen harika bir baba olmaya gelene kadar öncesinde harika bir insansın. O övgülerin hiçbiri rüşvet değil biliyorsun. :)) Yazıyı beğenmen… Bunu nasıl ifade edebileceğimi inan bilmiyorum. Aynı yıl, aynı gece birkaç dalda Oscar kazanmış gibiyim. Nefesim kesilmiş şekildeyken beni anons ediyorsun sanki: “And the Oscar goes tooooo… Kaygılı Babaaaa!!! Bu yazı için bunları yazman teveccühün gerçekten. Seninle ilgili kısma gelince; sadece kendi çocukların değil, diğer tanımadığında dahil tüm çocuklarla ilgili her ne sorunla yüzleşirsen yüzleş, sanki çözermişsin gibi hissettiriyorsun bana. Sen sanki babalığı yüreğinden çıkartıyorsun ihtiyaç halinde. Tekrar teşekkür ederim iyi ve güzel dileklerin için… Ve tekrar hoşgeldin aramıza…

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

İletişim Formu

Aşağıdaki form alanına adınızı, email adresinizi ve mesajınızı yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Gönderiliyor

©2019 Babalar.net

veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account