Yengelerin Yengesi

 

Kızımın yaz tatili için benimle olduğu bir zaman. Ailece dedik ki toplamda 20 gün uzun süre… Hepsini İstanbul’da geçirirsek de yapacağımız aktiviteler ve dışarıda olduğumuzda yiyeceğimiz yemekler için para harcanacak neticede. Bari bir kısmında şehir dışında, deniz kenarında bir ev tutalım. Bütün aile güneş, deniz tatili de yapmış olalım. Evi de daha önce ben kızımla oraya hafta sonu kalmamız için gittiğimde bakmıştım.

 

Tartışmaları hiç bitmeyen bir aile de olsak, özümüzde sevgiyle birbirimize bağlı olunca herkes taşın altına elini sokarak elinden geleni ortaya koymaya çalışıyor. Özellikle söz konusu olan benim biricik, güzel kızımın keyfi ise. Benim imkanlarım bu sene için el vermeyince hayatımda tartışmasız tanıdığım ve “en”leri saymakla tükenmeyen -en iyi, en kahraman, en ileri görüşlü, en fedakar, en insancıl, en hızır baba, …- olan benim babam devreye girdi. “- Siz istedikten sonra ben yaparım.” dedi. Samimiyetle söylüyorum. Babam niye bu kadar “en”leri olan birisi söyleyeyim mi? Çünkü benden yana hiçbir zaman günyüzü görmemiş, verdiklerinin karşılığını görememiş, vefasını yaşamamış bir insan olduğu için. Neyse kaparo yatırdı babam ev için. Bavul hazırlığı, sabah saat 06.00’da

“– Gazı kapattın mı?

– Tuvalet müsait.

– Çocuğun ayakkabılarını aldın mı? (O saatte uyandırmamaya çalışarak kucağımda indireceğim için kızımı)

– Ateş ölçer yanında mı? (Aaa tabii o kadar reklamımız olsun. Ateş ölçer var yanımızda. Hiç ihmal etmem. Öyle bir babayım ben. Ahahahahaha)

– Ne renk iç çamaşırı giydin? (Tabii ki şaka… Aramızdaki absürdlüğü vurgulamak ve kendimi eğlendirmek için ekledim. AHAHAHAHAHA)

– Bavul hacmindeki bu poşetler ön koltuğa konulacak!!! (İçinde bir ailenin 10 aylık yiyecek ihtiyacını karşılayacak kadar erzak var. Yolda yiyecekmişiz.)

gibi sorular ve direktiflerle çalışkan karıncalar misali evin içinde sağa sola koşuşturmaca, birbirimizi tatil moduna sokmaca,

hadi yola çıktık, ablamı da alalım, mola yeri falan filan derken vardık gideceğimiz yere… Bu yerin özelliği kardeşimin eşi yani benim yengemin ailesinin yazlıklarının da orada olması. Kardeşim çalışıyor ama benim CANIM !?!?!? yengem (Atışırız, birbirimize sataşırız ama birbirimizi çok severiz gerçekten.), biricik yeğenim, yengemle ilgili konularda biricik müttefikim, yengemin sevgili annesi, yengemin sevgili anneannesi de yaz tatili için oradalar. Çocuklar birarada olsun. Kalabalık olalım. Tüm aile bir arada olabilsin diye böyle planladık. Tek eksiklerimiz İstanbul’dan ayrılırken çalışmaları için ardımızda bıraktığımız ablamın eşi olan eniştem ve canım kardeşim. Neyse birilerinin eve ekmek getirmesi lazım zaten. AHAHAHAHAHAHA… Tatil yerindeki ilk akşamlarımızdan biriydi. Sahildeki parktayız. Yanında çay bahçesi var. Biz orada çocuklara yakın olmak için parkın yanına kadar sarkıttığımız bir masada oturuyoruz.

 

Şimdi yazımın içinde bir ara vererek, şunu yazmak istiyorum. Sizler için gerçekten okuması rahat, daha kısa yazılar yazmak istiyorum. Ancak bunu yapamıyor olmamın sebebi; sizlere aktardığım konulardaki gözlemlerimin tek bir sosyal olgudan ibaret olmaması. Şimdi yazınca hak vereceksinizdir umarım.

 

Yeğenim erkek ve 6 yaşında. Kızım ise 4 yaşında. Her ikisi de beni çok komik bulurlar. Arkadaş gibiyiz. Hatta yeğenim bana “- Amcaoğlu n’aber?” diye selam verir. Yeğenim ve kızım parkta ebelemece oynuyorlar ve genelde yeğenim kaçıyor; kızım da yeğenimi yakalamaya uğraşıyor. Tam yakalamaca, ebelemece gibi de değil aslında. Daha çok kızım sanki yeğenimi yakaladığı an durulacak ve bir şey anlatacakmış gibi. Ama yeğenim bunu kovalamaca oyununa çevirmiş vaziyette. Kızım tam yaklaşıyor, yeğenim kaydıraktan aşağıya iniyor. Kızım peşinden kayıyor aşağıya. Yeğenim merdivenleri tırmanmış, yukarıda kaçıyor. Bu arada insanlar arasında gerçekten enerji yaymak diye bir şey var. Bizimkilerin o an için çok yüksek enerji yaydıklarını ve o akşam diğer çocukların dikkatini çektiğini düşünüyorum. Park tamamen dolu ve iğne atsan çocuklardan yere düşmeyecek kadar kalabalık. Yeğenimle yaşıt ve bazıları 1-2 yaş daha da büyük olan birkaç erkek çocuk kendi aralarındaki oyunu bırakıp, bizimkilerin kovalamacasına dahil oluyorlar. Ancak sıkıntı şu: İstiyorlar ki benim kızım sürekli ebe olup, onları kovalasın. Ebelemeye çalışsın.

 

Buraya kadar sıkıntı yok. Ancak bundan sonra yazacaklarım siz okuyucular için rahatsız edici de bulunabilir; mutlaka yazılması ve üstünde durulması gereken bir konu olduğunu da düşündürebilir. Kelimeleri ne kadar doğru seçmeye çalışırsam çalışayım; yazdıklarımla mutlaka yanlış anlaşılmalara sebebiyet vereceğim ve insanların tepkisini çekeceğim. Buna eminim ama maalesef FARKINDALIK tam da böyle bir şey…

 

Gözüm sürekli bizimkilerde… O da ne? Kızım, yeğenimin diğer yaşıt ve daha büyük erkek çocuklarıyla bir olduğunu gördüğünde duralıyor. Yeğenim de bir yukarıdan, bir aşağıdan sürekli kızıma ismiyle seslenerek, kendisini yakalamasını söylüyor. Ondan ismini öğrenen diğer erkek çocukları da benim yer cücesinin ismini bağırarak, kızımdan kendilerini yakalamasını istiyorlar. Kızım duraksıyor. Şaşkın bir vaziyette çocuklara bakıyor ve sonra sadece kuzenine… Niye onlarla birlik olduğunu ve ona karşı birleştiklerini sorgular gibi bakıyor kuzenine. İnanın anlıyorum. Ters birşeyler var ortamda. Negatif bir enerji hakim. Kızımın yüzü düşüyor, kovalamayı bırakıyor ve parkın ortasında öylece duruyor. Diğer çocuklar, kızım kovalama konusunda isteksiz kaldıkça, seslenme şiddetlerini arttırıyorlar. Halbuki kızım sağır olmuş değil. Sadece bu, içinde ve bir parçası olmak istediği ortam değil. Seslenmelerine tepki alamayınca, kızımın yanına kadar gelip huzursuz edecek şekilde fiziksel temasta bulunuyorlar. Fiziksel temas dediğim sadece dikkatini çekmek için dokunmak ama kızım çok huzursuz. Sanki diğer çocuklar o anda biraraya gelmiş bir çete gibi. Hani filmlerde olur ya. Ortalarına aldıkları da benim kızım. Bunlar çocuk. Herbiri birer melek. Buna hiç şüphem yok. Masumiyetlerini sorgulayacak da değilim. Eminim her biri normal yaşantılarında müthiş beyefendi tavırlar sergiliyorlar, bayramlarda büyüklerinin ellerini öpüyorlar, sebepsiz sevdiklerine sarılıyorlar, uykuya dalmak için masallar dinleyerek kapatıyorlar gözlerini ancak o ana özel, toplu halde hareket etme psikolojisi gibi bir şey bu. Birlikteler ve bu onlara kendilerini güçlü hissettiriyor. Güçlü hissettikçe, karşılarındakilere özgürce zulmedebileceklerini düşünüyorlar. Birlikte olmanın verdiği bir enerji ile gücün kötü tarafına geçmiş gibiler. Karşılarındaki yaşça küçük kişi/kişileri ezebileceklerini, sindirebileceklerini düşünüyorlar. Eğer zamanında müdahele edilmezse; psikolojik ve fiziksel rahatsızlık boyutu ile beraber aşağılama tavırları artabilir. Yeğenim de rahatsız durumdan. O enerjiye ve kalabalık arkadaş grubuna kapılmış durumda ama hareketleri çok da kendinden emin gibi değil. Nasıl bir tepki göstermesi gerektiğini bilmiyor. Tepki gösterirse, nasıl bir geri dönüş alacağını bilemiyor. Bir yerde bir yanlışlık olduğunu hissediyor ama ne yapacağı konusunda tecrübesi mevcut değil. Yengemin de, benim de ellerimiz bellerimizin hizasında. En ufak bir taşkınlık halinde silahlarımıza davranacağız. Ortam çok gergin. İyi, Kötü Ve Çirkin Filmi’nde hepsinin karşı karşıya geldiği sahne gibi. Kız babası olarak dayanamıyorum ve ilk silaha davranan ben oluyorum. Parka atıyorum kendimi. Yeğenimi koşarken durduruyorum ve kulağına şunları söylüyorum:

 

“- …ım farkında mısın? … biraz rahatsız oldu. Bu konuda senin, onu kimseye ezdirmeyeceğine çok inanıyorum. Lütfen başkalarının ona karşı yanlış davranışlarda bulunmasına, sert tavırlar sergilemesine izin verme. O, senin korumana muhtaç. Sana güveniyorum.”

“Peki amcacığım. Merak etme.”

Baktım yengelerin yengesi biricik yengem endişe ile bizi takip ediyor. Acaba ne diyeceğim, yeğenimi kıracak veya rendice edecek bir şey söyleyecek miyim? diye belki de… Yok yengeciğim bütün bu gerginliğime rağmen, sabırla ve güzellikle ifade ettim kendisinden beklentimi. Bu konuşma aynı zamanda çocukların o koşuşturmacası için de bir mola gibi oldu. Çocuklar belki de yeğenimle konuşmamdan kendilerine pay çıkardılar. Bilmiyorum ama sonrasında kızım için herşey çok güzel ve sıkıntısızdı. Yeğenim de araya girip, zaman zaman yerinde müdahelelerde bulundu. Daha net ve ne yaptığını bilerek hareket ettiğini farkettim. O yönlendirme işe yaramıştı. Bu tip küçük ve yerinde müdaheleler ile bir şekilde yüreklerinin sıcaklıklarını korumalarını, şefkatlerini yitirmemelerini ve yanlışa yönelmemelerini sağlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Bir müddet sonra da kızım parkta oynamayı bırakıp, yanıma geldi zaten. Ancak çocukların ilgi odakları değişse de, kendi aralarındaki koşuşturmaca devam etti ve farklı bir boyuta geçti. Her biri süper hızlı hareket eden kahraman “FLASH”a dönüştü. Koşarak, nasıl dönüyorlar parkın çevresinde. Neredeyse hızlarıyla havalanacaklar. Öyle ki bu da tehlikeli bir boyuta ulaştı. Önlerine yaşça daha küçük bir çocuk çıksa, çarpıp düşürecekler. Yeğenim de onlarla beraber… Yengemin yine eli bel hizasında… Silahını çekti çekecek. Ortamı kokluyor. Ani bir harekette müdahele edecek belli. Zaten bir tişört sırılsıklam. Değiştirdik. Ama koşuşturmaca devam ettikçe üzerindeki yeni kıyafeti de su içinde. Yeğenim de, diğer çocuklar da çok terlemiş vaziyette. En sonunda Yengelerin Yengesi, canımın bir tanesi dayanamıyor başlıyor oğluna seslenmeye.

 

“- Dur artık… – Yeter Artık… – Oğlum yeter… – Masaya gelir misin?”

 

1… 2… 3… Cevap yok. Ses tonu değişiyor… 4… 5… Cevap geldi ama oyuna devam… 6… Bir toz bulutu parkta… Göz gözü görmüyor. Benim canım yengeciğim çocukların arasına girmiş, o çetenin koşturmacasını durdurmuş, onlara meydan okurcasına aralarında kendi oğluna fazlasıyla oynadığını, çok terlediğini, biraz dinlenmesi gerektiğini anlatmaya çalışırken, koşuşturmaya devam eden bizim çetenin üyesi bir yakışıklı düşüp, ağlamaya başlıyor. Ondan sonrası zaten feci. Yengemin sert ses tonuyla talimatları arka arkaya sıralanıyor. Kendi oğluna söylüyor. Öbür çocuğa yetişiyor. Koşmak bitti diyor. Park bildiğiniz bir anda süt liman… O koşuşturan çocuklar nerede bilmiyorum. Toz dumanı dağıldığında bir kahraman edasıyla parkın ortasında yengelerin yengesi, canım yengemi görüyorum. Kulağımda Şampiyonlar Ligi Şarkısı… Sanki parktaki kum alanın içinden yengem kendi etrafında dönerek toz dumanı delerek yükseliyor… AHAHAHAHAHAHAHA…

 

Sevgiyle Kalın Ve Hep Gülümseyin…

 

Published in Oyun
0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

İletişim Formu

Aşağıdaki form alanına adınızı, email adresinizi ve mesajınızı yazarak bize ulaşabilirsiniz.

Gönderiliyor

©2018 Babalar.net

veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account